Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Çarşamba, Ağustos 17, 2011

Roma , Amor

Ağustos ortası güneşli bir roma öğleninde elimizde otelin bulunduğu bölgenin haritasıyla Ozanla birlikte yollara düştük. Romanın güneyinde Caracalla hamamlarının yakınındaki Domus Caracalla oteline vardığımızda (otel hayatımda gördüğüm en orijinal oteldi, aslında 5 odalı bir rezidans, baya bildiğin apartman girişli; ne otel tabelası ne bir şey sadece zilin üzerinde "Domus Caracalla" yazısı) kapıda 2 saat beklememizin sebebini resepsiyondaki görevlilin saat 14:00te mesaisinin bitmesinden kaynaklandığını öğrenince kesin emin olduk ki hayat bu keyfine düşkün İtalyanlara güzel. Ağustos ayında pek çok avrupa şehrinde olduğu gibi tatil moduna geçmişler, bu yüzden önerilen restoranların çoğunu da kapı duvar bulduk. Odaya yerleştikten sonra kendimizi Roma sokaklarına attık.

O ne geniş caddeler, o ne meydan bolluğu!

Kentin ebediliğinin en iyi simgesi olan Colosseum, yakınındaki Venedik meydanı (bütün anayolların birleştiği görkemli meydan) ve Trevi çeşmesi ilk günkü gezi rotamızdı. Bu arada Trevi Çeşmesine bozuk para atarkenki dileğin tekrar Romaya yolun düşmesi olduğuna aldırmadan kendi özgün dileğimi diledim. Roma çok güzel ama daha görülecek çok yer var!

Ertesi gün kentin en büyük dikilitaşının bulunduğu Popolo meydanından gezimize başladık. Buradan ayrılıp kentin en sofistike mağazalarının bulunduğu sokaklardan İspanyol merdivenlerine ulaştık. Burası genç romalılar ve yabancılar için en popüler buluşma yeriymiş. Karşısındaki dondurmacıda dondurmamızı yedikten sonra her biri İsa'nın Çarmıha Gerilişi'nden simgeler taşıyan 10 melek heykelli Sant Angelo köprüsünü geçerek Sant Angelo şatosuna ulaştık. Burası yüzyıllarca Roma'nın en güçlü askeri tabyası ve papaların sığınağı olan, işkence ve idamlara sahne olmuş zindanlar içeren etkileyici bir bina.

"Bütün Tanrıların Tapınağı" Pantheon'u da görmeden geçmedik.43 metrenin üzerindeki çapıyla Pantheon kubbesi herhangi bir destek olmadan durabildiği için eşsiz bir mühendislik başarısı sayılıyormuş.

2. günümüzü de birbirinden güzel resimlerin meydanda sergilenip satıldığı, küçük grupların şov yapıp turistleri eğlendirdiği Navona meydanında sonlandırdık ve yorgunluktan bitap sevimli odamıza döndük.

Dolce Vita!!
Fazla çeşit yok belki ama çok sevimli değil mi?

Son günümüzde 3. yüzyıldan kalma, insanların lüks içinde banyo yapmaları için inşa edilmiş Caracalla hamamlarına dışarıdan şööyle bir bakıp ilgi çekici bir deneyim olan minik devlet Vatikan'a gittik.

Vatikanı koruyan İsviçreli muhafızların mavi, kırmızı, turuncu renkli üniformaları Michelengelo tarafından tasarlandı deniyor.


İhtişamlı San Pietro Bazilikası'na şort ve askılı bluzumla giremeyeceğimi söylediler; ben de gidip en kırmızısından bir şal edindim ve şalıma bürünüp gezdim.

Bunlar da Vatikan gelini ve damadı
Vatikan'dan sonra her daim canlı ve kendine özgü karekteri olan Trastevere'de Roma havasını son kez içimize çektik.

KISA KISA

Romada neredeyse her köşe başında çeşme var ve suyu inanılmaz güzel.

İklimi de oldukça hoş, gündüz çok sıcaktı evet ama 18:00 den sonraki serinlik ferahlatıcıydı.

Parise göre ulaşım ve yemek fiyatları uygun 1 euroya otobüs metro bileti bulmak mümkün tabi metro tadilattaymış görmek kısmet olmadı.

İtalyan mutfağı Fransız mutfağının aksine tam damak tadıma uygun bu yüzden
yemeklerde herhangi bir hayalkırıklığı yaşamadık. Makarnayı hergün yesem bıkmam, favorim ise denizürünlü olanı, bol midye ve karidesli. (Penne alla Pescatora da orijinal adı.) 


Bu resimdeki lezzetli pizzalar ve ev yapımı biralar (artisanal deniyor) küçük pizzacı Pizzariumdan. Yemeden dönmeyin Vedat Milor bu işi biliyor!

Her yanı tarih kokan bu büyülü şehri gezerken üniversitedeki sanat tarihi derslerine daha çok asılmalıydım diye iç geçirdim. İnsan kendini kaptırıp her taşın, heykelin ne anlama geldiğini bilmek istiyor:)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder